Enerji Beden Dengesi
 
 
The Reconnection
Rasheeba
Shiatsu
Reiki
Arjantin Tango
 
 

BİR YUDUM SU
(Chi dergisi, Şubat 2007)
Fotoğraflar: Coşkun Aral

Çok küçük yaşlarda Kazakistan steplerinde başlayan müzik ve felseve yolculuğu İstanbul’da “BİR” leştiren Notalarıyla ruhlarımızı şifalandırmaya devam ediyor. Tanıyan , tanımayan her kes için Anjelika Akbar’la yaşama dair söyleştik:

Ferhan Gürbüz: Anjelika Akbar kimdir? Sizi “Su” albümünüzde tanıdık. Ancak sizi hala tanımayanlar varsa onlara siz kendinizi nasıl tarif ederdiniz?

Anjelika Akbar:
Ben besteci ve piyanistim, eğer bu bir şeyler anlatıyorsa. Çok yoğun eğitimden geçtim çok küçüklükten beri aslında birkaç aylıkken başlayan bir seyahat bu. Babam hem orkestra şefi hem filozof olduğu için felsefe ve müzik her zaman yan yanaydı benim hayatımda. Babamdan bir çok şey öğrenmeye başlamıştım evrenle ilgili, insanın yapısıyla ilgili , insanın evrenle ilişkileriyle ilgili. Daha sonra onu bir şekilde ufak ufak müzikle bağdaştırmaya başladım ve anladım ki ben eğer bu dünyada bir şey yapacaksam insanlara bir şey söyleyeceksem bu müzik yolu ile olmalı. Çünkü müzik en kolay algılanabilen bir sanattır bir söylem için. Çünkü insanlar müziğe enerji olduğu için frekans olduğu için buna çok açıklar ve böyle karar verince de böyle yaptım .Her zaman, her bir eserimde tarz ne olursa ne olsun ben takip ettiğim felsefeyi inandığım gerçekleri insanlara uygun bir biçimde farklı farklı diliyle sunmaya çalışıyorum. Şimdiye kadar bu albümler çıkmadan öncede yüzlerce bestem vardı ama Türkiye’de beni ilk “Su” albümümle tanıdı insanlar. “Su “albümü” çok sade eserlerimden oluşan bir albüm, aslında her biri , her bir eser doğaçlamadan çıktı. Ve o sade müzik dilinin arkasında yine bir takım derin duyguları ve evren insan ilişkilerini anlatmaya çalışıyorum. Daha sonra Vivaldi albümüm çıkmıştı solo piyano için. Vivaldi’nin konçertolarını uyarladım ve bu da benim için aslında gurur kaynağı oldu, çünkü ilk defa Türkiye’den bir sanatçı, bir Türk vatandaşı uluslar

arası Sony Classical Müzik Kataloğuna girdi. Bu albümle bunu ben başarabildim hem piyanist hem besteci olarak. Ondan sonra Rana Pirinçoğlu , Zara ,Oya Temelli Narin ve Deniz Karamehmet’le bir albüm yaptık. “ Bir’den Bir’e” albümü .Esasında tasavvuf içerikli bir albüm ama modern dille o gerçekleri anlatmaya çalıştık çeşitli kesimden insanlara hitap edebilmemiz için ve de galiba bunu başardık .Yıllardır çok farklı gruptan insanlar geliyor “ Benim bu albümden sonra hayatım değişti” diyenler çok oldu ve bu tabi ki çok mutluluk verici bir şey. Biz düşündü ki “Kim dinler bu albümü”, ama meğerse gerçekten o albümü bekleyen insanlar vardı. Zara hatta dedi ki “Belki bir kişi için yapıyoruz ama buna değer “ve gerçekten öyle oldu. Daha sonra “”Bach L’Oriental albümüm çıktı. “” Bach L’Oriental “ yine değişik bir çalışma oldu, bir kolaj aslında müzik açısından bakarsanız . Ama altında çok derin bir gerçek yatıyor.Ben orda yazıyorum kapakta “Bu bir müzik deneyi değil ,bu çağın bir ihtiyacıdır , insanlar birbirleriyle kucaklaşmadan önce müzikler kucaklaşsın”. Bu fikirden yola çıkarak bu albümü yaptım ve de ayrıca diyorum ki dağ köyündeki çobanın şarkısı, Mozart’ın senfonisi Hint Ragası yada Bach’ın ölümsüz eserleri hepsi özünde bir, yani ben hiç bir zaman sınırlardan yana değilim. Hiçbir şeyde, ne ülkeler arasında ne duygulardan nede tabi ki müzikte. Çünkü müziğin dili sonsuzdur, bende çok geniş eğitim aldığım için hepsini birleştirebilirim. Çeşitlilik hayatta var .Son gelişme olarak şunu diyebilirim; Ukrayna Besteciler Kurulu üyesi oldum. O çok prestijli bir kurum, oraya binlerce kişiden sadece birkaç kişiyi seçiyorlar bir kaç yılda bir. Türkiye’de bunun benzeri yok, esasında Avrupa’ da yok . Rusya’da bu çok önemli , besteciler ve müzikologlar oraya kabul ediliyor. İşte böyle bir şey oldu, böyle bir kimliğim doğdu.

Ferhan Gürbüz: Müzik yolculuğunuz ne zaman başladı ve nasıl bir süreç geçirdiniz?

Anjelika Akbar: Müzik yolculuğum Kazakistan’da başladı orada çok iyi hocalarla çalıştım daha sonra Özbekistan’a geçtim . Moskova’dan da San Petersburg’tan da çok önemli hocalar benim hocalarım oldu. Bundan dolayı çok şanslıyım ama onun ötesinde dediğim gibi felsefe çeşitli sanat dalları doğa her zaman beni çok besledi. Özelikle Kazakistan’da boş steplerde ben sonsuzluğun ne olduğunu ilk defa hissetmeye başlamıştım küçüklükte. Mesela orada çok net değişim görünüyor mevsimler arasında çok keskin çok net eksi 35 kış yaşıyorsunuz, çok sıcak yaz ,gerçek bir sonbahar kıpkırmızı yapraklarla ve de güzel bir bahar, uzun süren bir bahar. Bu doğanın halleri de bana bir çok şeyler anlattı hem insanla ilgili hayatla ilgili evrenle ilgili onlar her zaman beni besledi ve hala öyle bir alışkanlık oldu
Hep doğayı takip ediyorum. Ne olduğunu oradan anlayıp içimdeki dünyayı ona göre ayarlıyorum ve ona göre ifade ediyorum

Ferhan Gürbüz: 2002 yılında “Bir’den Bir’e” isimli albümünüz oluştu. Son günlerde “BİR” olma bilinci daha çok konuşulurken, siz yaklaşık dört sene önce bu kavramı notaya, müziğe döktünüz. Neler etkiledi sizi “Bir’den Bir’e “ yi oluşturmada?

Anjelika Akbar: Dediğim gibi zaten benim takip ettiğim felsefe ve üzerinde durduğum şey evrende her şeyin “BİR “olduğu” “TEKLİK” felsefesi bunu eğer Hint geleneğine bakarsanız ….veda adı taşıyor , tasavvufa bakarsanız ana fikir o , teozofi de öyle bütün ezoterik

doktirinlerin özünde bu var, bütün dinlerinde esasında.Dolayısıyla insanların yavaş yavaş bu gerçeğe dönmeleri çok doğaldır ve bekleniyordu . Ben bu fikirleri dediğim gibi küçüklükten beri taşıyorum ve de aynı konuda aynı fikirleri paylaşan insanları görünce onlarla böyle bir işbirliği fikri oluştu. İlk önce çocuklar için bir şeyler yapmak istiyorduk aslında ama dedik ki ilk önce biz büyükleri eğitelim birazcık . Çünkü zaman çabuk geçiyor ,birçok insanda arayış içinde biliyorsunuz. Türkiye’de ve bütün dünyada bir sürü spritüel akımlar var ,dernekler var. Çoğu onların birbirleriyle savaşmaktalar ve gerçek amaçlarını unutmaktalar. Halbuki birkaç tane gerçek var ellerin parmaklarıyla sayılacak kadar az onlar ve onları hatırlatmakta ve günlük hayatta en önemlisi uygulamakta çok büyük bir fayda var. Biz işte bu albümde bunları anlatmaya çalıştık.

F.G:Bach A L’Orientale “ ile yine bir sentezi çalıştınız. Hep “Bir”leştirici özellikler sizi çekmiş. Bu olgunun çok farkındasınız. Bir mesajı var mı bu çalışmanın ?

A.Akbar: Her şey özünde “BİR” diye söyledim. Bu çalışma esasında çok tepkide yarattı ama her yeni şey her cesaretle yapılan şey zaten tepki yaratıyor. Ben vivaldinin son derece pratik çalışmasını yaptığım zamanda tepki yarattı, “niye uyarladın” diye “içimden geldiği için” o kadar basit. Buda öyle, yani ben bunu yapmasaydım başkası yapardı “Bach L’oritanel”’den sonra bir sürü buna benzer şeyler çıkmaya başladı. demek insanların ihtiyacı var buna , böyle bir ifadeye .Birlik felsefesi ,evet bunun altında bu çok net biçimde yatıyor ama günlük hayatta insanlar birlikten korkuyorlar. Müzikal anlamda bile böyle bir kolajla karşılaştıkları zaman bu tepki normaldir. Ben ona hazırdım ve bilinçli olarak bu yola girdim bu albüm üzerinde çalışırken. Tabi çok önemli bir kadro önemli sançtılar katıldı bu fikre ve albümde görebilirsiniz kardeşler var.. akatay kardeşler var prince var.. Kardeşler var…bir çok daha önemli sanatçılar var Aziz Şenof Filiz var . Yani bu fikir dediğim gibi hem tehlikeliydi bir anlamda çünkü tepki yaratacağını biliyorduk ama birilerinin bir zamanda yeni bir şeyler söylemesi lazım ,bu biri ben oldum bu sefer..

F.G:Bu çalışma yurt dışında nasıl karşılandı?

A.A: Yurt dışında çok güzel tepki yaratıyor. Proje çok pahalı olduğu için turne biraz zor.

F.G: Ne kadar zamandır Türkiye’desiniz?

A.A: 4 Aralıkta on altı yıl oldu. Her yılda bu tarihi kutluyorum.Bu sene konserde, sahnede kutladım ve seyircilerle paylaştım. Benim için çok önemli bir gün, benim için yeni bir dönemin başlangıcı oldu. . Her şey çok güzel oldu, öyle insanlarla karşılaştım ki akraban daha yakın hissettiğim insanlar onlar . Onun için çok güzel , mutluyum burada olmaktan

F.G:: Hem buralı hem de yabancı bir sanatçı olarak Türkiye sizde nasıl bir tat bırakıyor?

A.A: Çok güzel tat bırakıyor yoksa burada bu kadar yıl durmazdım. Seviyorum bu ülkeyi, her açıdan seviyorum. Benim öyle bir farklı tarafım var buradaki Türklerden. Ben de Türküm artık da , çok fazla özeleştiri yapıyorlar “Bizden adam olmaz diyorlar.” Bir sürü böyle laflar duyuyorum. Bende tam tersini savunuyorum. Çok da güzel ülke ,güzel gelişmeler var . Çok önemli alt yapı var, kültürel, felsefi her şey var burada.Bunun için bu toprak ta böyle geçmiş olan toprak mutlaka önemli bir şeylere imza atıyor ve atacak. Sprituel dünyada bunu çok iyi biliyorum Türkiye’nin yeni dünya oluşumunda çok önemli bir rolü olduğunu.Oda çok önemli bir faktör , herkes onu bilmeyebilir Türkiye’de yaşayan insanlar ama yurt dışında daha çok biliyorlar bunu.

F.G: İstanbul’un çok birleştirici bir ruhu var. Bundan sizde etkilendiniz muhakkak. İçinde yaşarken pek belli değil ancak dışardan bakılınca İstanbul nasıl bir ülke?

A.A: İstanbul’u ben çok seviyorum. Dediğiniz gibi içinde yaşarken belki günlük hayatta ki tabi ki ben çok ben çok kapalı yaşıyorum esasında.Ben İstanbul’un kültürel dokusunu her zaman tabi ki bir şekilde algılıyorum ama yaşam olarak yaşamın içinde değilim. Hem içindeyim hem de çok dışındayım. Dolayısıyla İstanbul’da doğa benim için çok güzel İstanbul’lu insanlar çok güzel, onların taşıdıkları kültür çok güzel. Tabi tarihi eserler tarihi doku çok ilginç ve beni besliyor ben bilsem de bilmesem de herhalde bilinç altıma bir şekilde giriyor her şey. Üstelik İstanbul’un benim için kat kat daha değeri var, o da oğlumun doğduğu şehir. Yani ben buraya geldim hamile, doğurmak üzere ve İstanbul bir şekilde buna ev sahipliği yaptı. Oğlum İstanbul’lu ve Ankara değil, Antalya değil, Roma değil ,,Paris değil ; İstanbul. Bende bu da tesadüf olarak da görmüyorum. Çok mutluydum oğlum doğduğu zaman , mektuplar yazıyordum çeşitli yerlere “Düşünebiliyormusunuz Avrupa’nın ve Asya’nın kesiştiği yerde oğlum doğdu” diye. Bu nokta bile çok etkileyici.


F.G: Müzikle şifa son yıllarda tekrar keşfedildi. Sizce insanlar müzikle nasıl şifalanabilir?

A.A: Ben şöyle biliyorum aldığım öğretilerimden .Şimdi ilk frekans evreni yaratan ilk ses biliyoruz ki sonsuza kadar sürüyordu ve durmadan bu yaratım devam ediyor . Tabi ki evrende bulunan her bir canlı cansız zaten her şey canlı ,içinde o frekansı taşıyor. Müzik te bu frekans esasında . Sadece insan ruhundan, kalbinden ve yeteneklerinden geçmiş olan aynı frekans, dolayısıyla insanlar da o aynı frekans olduğu için karşılarına müzik gelince bütün her şey açılıyor o müziğe doğru. Tabi ki burada iyi müzik ve kötü müzik maalesef bu ne kadar soyut kavramlar olsa da söylemek zorundayım. İyi müzik , doğru müzik Allaha götürür ama yanlış müzik Allah’tan uzaklaştırır. Böyle bir şey belli bir şey bu ama yani bu bir çok insana göre değişir, çok tartışılır bir şey. Ama kuşkusuz bazı ritmimler var modern müzikte , pop müzikte ya da özellikle Rock müzikte . Onlar insanın ruhuna iyi gelmediğini biliyoruz. Bu artık bilim adamlarınca da kanıtlandı.Bu çok önemli bir şey insanlar , fark etmeden kendilerini daha da yüzeyselleştiriyor, hasta ediyor bile olabilir. Ruhsal hastalıklardan tutun bir çok fiziksel hastalıklara kadar kötü müzik insanı etkiliyor. İyi müziğe ,doğru müziğe gelince insanın bütün bütün oenerjetik bedeni müziğe açıldığı için çok kolaylıkla onu alıyor . O müzik gerçekten tanrısal frekansı taşıyorsa, ruhsal bir insan tarafından bestelendiyse o zaman o frekans insanın ihtiyacına göre çeşitli hangi organların neye ihtiyacı varsa o frekansı alıyor. Çok basit bir şey esasında . Bir çok insan buna inanmıyor, özellikle doktorlar. Ama buna inanmamak gerçekten zor çünkü insan sabit bir varlık değil belirli enerjetik bir alış verişin içinde bulunuyor ve bir mekana girdiğiniz zaman eğer müzik varsa bizim ruh halimiz bile değişiyor ona göre. İnceliklere barksanız artık orda şifa konusu çıkıyor ortaya.Şimdi paradoksal bir şey var , İbni Sina bütün dünyada tıbbın babası olarak kabul ediliyor . Ama İbni Sina’nın en önemli üzerinde çalıştığı konu müzik terapisiydi ve batı tıbbı bunu kabul etmiyor.

F.G:Bilgi eksikliği diyelim.
A.A: Tabi ki öyle
FG: Yakın bir gelecekte insanların büyük bir değişim ve gelişmelerin beklediği günlerden bahsediliyor. Söz konusu bir kaosta müziğin nasıl bir yeri olabilir
A.A: Ben onu kaos olarak görmüyorum açıkçası. Tabi ki görünüş olarak bir çok yerlerde kaos olabilir. Ama biliyoruz ki en karanlık zamanda en aydınlık şeyler aslında saklı ve oradan yükselmeye başlıyor. Şu anda, tabi ki bir yerde eğer kaos yaşanırsa müzik direkt olarak artık belki bir fayda belki getirmeyecek. Ama şu anda o zamanlara hazırlık olarak besteciler buna hazırlıklı olurlarsa şu anda zaman varken bir takım şeyler müzikle aktarırlarsa inanıyorum ki büyük fayda olur…Hani kıtlık olduğu zaman bir sürü vitamin alırsanız bir müddet sizi o depo götürür. Buda öyle bir şey sonuçta boşuna söylenmiyor “müzik ruhun gıdası” Şu anda, evet kaos yaşanırsa ruha ihtiyaç var insanların ruh gücüne ihtiyaç var. Bunun en büyük besin kaynaklardan biri bilinçli olarak algılanan müzik, sadece müzik değil bütün güzellikler diyelim. “Güzellik dünyayı kurtaracak” boşuna söylenmedi ve de ondan sonra nicolos Rogre büyük ressam , filozof araştırmacı antroplog oda demişti ki “Güzelliğin idrak edilmesi dünyayı kurtaracak” Dostoyevski’den sonra biraz böyle daha da derinleştirerek konuyu. Sonra sadece müzik değil bütün iyi olumlu ışıklı şeyleri yayan ne ise insanların şu anda onların üzerinde odaklanması gerekiyor .Belki dış dünyada değil amaiçimizde ,zaten her şey içimizde, bütün hazineler orda. Dış faktörler müzik olsun sanat olsun kitap olsun ,onlar sadece yardımcı..

F.G:Besteleri yaratırken içinizdeki yaratıcı güç nasıl hareket ediyor? Bir beste nasıl oluşuyor? Hangi evrelerden geçiyor?

A.A: Şimdi bir kere şunu söylemek istiyorum. Ben bestelerimi yapmıyorum. Besteler bana geliyor, ben sadece aracıyım. Yani ben öyle bakıyorum. Ben bunu bir çok kişiye söylediğim zaman farklı ve tam doğru olmayan yorumlarda oluyor ama ben yinede böyle söylemeye devam ediyorum. Bu çünkü bir doğru, gerçek. İnsanlar evrenle iletişim içinde olunca yani onlar tabi ki yetenekleri duygularını düşüncelerini bir şekilde aktarır ama bunun için ilham kaynağı ya bizim içimizde kalbimizde yada evrenin özünde bir yerde ki onlar zaten özümüz bir. Dolayısıyla ben diyorum ben bir yerden bu bana geliyor. Ben hazırım benim ellerim her zaman hep yukarıya yöneliyor ve bu akıyor. Bütün fikirler diyebilirim ki geliyor oradan . Ya rüyamda görüyorum, ya vizyonda görüyorum, ya birdenbire aklıma geliyor ama daha önce hiç düşünmediğim bir şey oluyor. Müzik olarak da bir çok şeyleri duyup yapıyorum. Tabi ki bilgilerimi kullanıyorum bir senfoni bestelemek için aylarca çalışıyorum kağıt üzerinde. Bütün bilgilerimi, potansiyelimi kullanıyorum ama dediğim gibi ilham oradan geliyor. Onun için bunu her zaman anlatmak istiyorum. İnsanlar zannediyorlar ki Anjelika çok mütavazi ,hayır değilim , bu bir geçek. Ya da bazıları diyor; “mutevazi olmaya çalışıyor “, bu da değil . Şimdi nasıl oluyor ; ben diyorum ki üzerimde büyük bir müzik okyanusu var ve bende onun içine dalıyorum yada o üzerime şelale gibi akıyor. Ondan sonra bazı yakaladıklarım oluyor , çoğu zaman oluyor da bazı yakalayamadıklarım oluyor daha doğrusu. Onlarda doğaçlama olarak geliyor gidiyor ben o anda kaybetmedimse o akıyor ya da geldiği yere tekrar dönüyor. Ama bu problem değil, sonuçta ben şuna da inanıyorum; ses, biliyoruz ki bir şey oluştuğu zaman sonsuza kadar devam ediyor. O sesleri ben burada çaldım sadece dört duvar duydu değil bu, devam ediyor. Frekans olarak devam ediyor içinde olumlu ve değerli bir şey varsa bu yerlerine ulaşır diye düşünüyorum.

FG: Müziğin öte yakasında, dualitenin zorlayan ve acımasız yüzüyle nasıl başa çıkıyorsunuz? Özel formüller var mı ?

A.A: Aslında onun formülü de müzik ve de felsefe müziğin özü diyeyim . Yani şöyle biliyorsunuz insan aslında olayları da yönlendirebiliyor. Eğer doğru bakabiliyorsak gelen sınavlardan da ders alabiliyorsak, “biz günlük güneşlik yaşayacağız “ diye kimse söz vermedi buraya dünyaya gelirken. Elbette bir sürü şeylerden , çok şeylerden geçeceğiz ki dersler alacağız , güçleneceğiz. O kazandığımız tecrübeyi başka insanlarla paylaşacağız. Ben kendim için yaşamıyorum. Kendim için bir mutluluk aramıyorum, ben işimi yapmak için buradayım diye düşünüyorum. Tabi ki mutlu olmak istiyorum hepimizde olduğu gibi, tabi ki mutluluk arayışı herkeste var, o doğal. Ama başıma gelen öyle zor şeyler var ki bütün hayat boyu, ben onlara bir felaket gibi bakmıyorum. Ben diyorum ki bu olduysa onun bir yeri var oradan ders çıkarmaya çalışıyorum, devam ediyorum. Bir deyim var “önünüze çıkan taşları çıkacağınız basamak taşları olarak kullanın”, ben onu yapmaya çalışıyorum. Yoksa hakikaten başıma gelen şeylerin yüzde birini insanlar duysaydı bu güler yüzlü Anjelika nasıl bunlara dayandı ,nasıl olabilir ? Bir çok kadın buna dayanamazdı mesela yada bir çok insan. Rusya’dan buraya gelirken bir sürü problemler vardı bir sürü zor şeyler vardı, Hindistan’da yaşarken . Gerçekten cesaret isteyen şeylerden geçtim ben. Ama her şeye rağmen mutluluğumu ve inancımı hiçbir zaman kaybetmedim ,neye inancı sorarsanız ; bir kere Yaratıcıya !Hepimiz bunun içinde bulunuyoruz ve bizim özel duada etmemiz gerekmiyor . Lütfen bana şunu yap yada bunu yap , o daha iyi biliyor bize ne gerektiğini hangi noktada. Ben buna çok inanıyorum yani kader mi özgür irademi derseniz her ikisi de. İnsan çok bilinçli ise belli noktada bütün o kuralların ötesinde artık yukarı planla iş birliği yapabilme kapasitesine sahip oluyor ama burada fiziksel planda belli kurallar var. O kurallar içinde burada bir kader planı da var, sonuçta her ikisi de var. Karşıtlar birliği , bu onsuz yada diğeri bunsuz demek çok zor . Ama Allah’a şükürler olsun gerçekten inancım beni her zaman ayakta tutuyor ve çok tavsiye ediyorum herkese. Gerçekten içinde neye inanıyorsa insan ona sıkı tutunmak lazım. Bu tabii çok yüce ışıklı bir şey olmalı, sallanan bir şey değil. Gerçek stabil, real bir şey, evrende değişmeyen bir takım şeyler den bir şey olmalı o. Güzellik kavramı olabilir, sevgi olabilir, kavramı olabilir ne bileyim bir sürü BİRLİK olabilir mesela. Mesesla bir çok insan hayatın sonlu olduğuna inanıyor, ben sonsuzluğuna inanıyorum . Hayat burada başlamadı burada bitmiyor , bu da çok önemli bir şey benim için . Çünkü yoksa bu niye çabalar ve niye böyle bir haksızlık ? Biri çok güzel doğuyor öteki çirkin doğuyor. Biri sağlıklı öteki sakat doğuyor. Burada birtakım şeyler var asla normal yolla düşündüğümüzde asla cevap veremiyeceğimiz. Onun için o bilgi de, bilgi diyorum bu inanç değil, sonuçta bir çok insan için bu bilgi ve gerçek. Benim içinde öyle. İşte bu tüyoları verebilirim insanlara ve hayranlarıma.

F.G: Duyguları notlarda yaratabilen bir insan olarak yaşamın tümüne nasıl bakarsınız? Ya da sizin bulunduğunuz noktada nasıl görünüyor her şey?


A.A: Tabi ki ben çok hassasım bir çok müzisyen de olduğu gibi. Mutlukluları belki bin kat daha fazla yaşıyorum, üzüntüleri de ,yada üzücü manzaraları gördüğüm zaman dünyada belki çok daha fazla üzülüyorum. Bunun dengesini de yine müzikte buluyorum, orada kendimi ifade ederek. Bir savaş görüntüsü televizyonda önüme çıktığı zaman ben bir beste yapıyorum, onu protesto ediyorum ve sonunu iyiye bağlıyorum. Orda insanlara bu fikri konserlerde anlatıyorum ve orda beş yüz kişi, bin kişi oturuyorsa hep beraber olumluyu düşünüyoruz ve o olumlu düşünce belki bir yerde bir hayat kurtarabilir diye düşünüyorum. Böylece dengelemeye çalışıyorum . Aç bir çocuğu gördüğüm zaman ya da gazetede bir şey gördüğüm zaman bazen ben bir ay kendime gelemiyorum inanınki. Hep aklım oraya gidiyor , ben ne yapabilirim , öyle bir şeyim var. Elimden gelenide yapıyorum, sadece müzikle değil. Gerçekten eğer fiziksel planda benden istenilen bir şey varsa ben onu yapıyorum. Her zamanda para yardımı değerli olmayabilir. Bazen bir bakış, bazen bir bilgi bazen bir elma . Yani onun için “hayatı nasıl algılıyorum ?” hayatı nasılsa bende onu öyle algılıyorum. “Çeşitli “ ve dediğim gibi kendi hayatımın içinde onları sanatla müzikle felsefe ile ortasını bularak, iyiliğin her zaman kazanacağına inanarak devam ediyorum


F.G: En çok hangi bestecileri beğenirsiniz? Hiç etkilendikleriniz var mı?

A.A: Bethoven, bach prkofyevkortifeir pladen rahmaninf. ama benim sevdiklerim bunlar, etkilendiklerim mi? şöyle , her bir insan eğer özellikle müzik yeteneği var ise şöyle; zannedersem genetik hafızasında zaten bütün bunları taşıyor .Spesifik olarak etkilendiğimi söyleyemem ama müzikte yada hayatta ilk adımları atarken profiev bethoven ın müzği Chaykovvski tabii ki, beni çok etkilediğini çok iyi hatırlıyorum. Bach’la daha sonra tanıştım ve onlar büyük bir ihtimal bir takım şeyler; bahsettiğim yıllar bir ,bir buçuk yaşındaydım onları dinlemeye başladığım zaman, isimleri öğrendiğim zaman , zaten pikabım ve çok büyük bir plak koleksiyonum vardı. İki yaşından itibaren ben kendim biliyordum bütün o prosedürü ve istediğim şeyleri seçip dinliyordum, onun için herhalde etkilendim ama kesin bir şey söyleyemem.

F.G: Müzikten sonra hangi sanat dalı sizi etkiler?
A.A:Resim, ve de ondan sonra sinema

FG: Geçen sene sizi müziği spontan resim sanatıyla birleştirdiğinizde izledim. Hep daha önce bir araya gelmemiş ögeleri birleştiriyorsunuz. Eğer en başından itibaren çalışmalarınızın ruhunu okumak gerekirse, hep bir birleştirme var. Bir olma bu topraklarda Mevlana gibi bir çok ulu varlık tarafından yüzyıllar öncede dile getirildi. Sizin yabancı bir kimlikle yine bu bölgesel ruhun içinde birbirinden ayrı kavram ,duygu ve tatları birleştirme yolundaki çabanız hiç dikkatinizi çekti mi?

F.G:Mevlana ve büyük ruh üstatlarının bu çalışmaları tabi ki sadece bu bu coğrafyayla sınırlı değil. Ayrıca da dediğim gibi ben küçük yaştan itibaren bu BİRLİK fikrini benimsemiş bir insan olarak tabi ki onları da daha Türkiye’ye gelmeden önce Mevlana’ yı ya da büyük Hint felsefecilerini , düşünürleri biliyordum. O fikirler bana hiç yabancı gelmedi. Çünkü dediğim gibi doğal oluştu bütün bunlar. Sonra okumaya başlayınca onlar sadece bir destek oldubenim için. Onlar benim çok iyi bildiğim şeylerdi. Biliyorsunuz bazı şeyler gelir önünüze “ha çok iyi biliyorum” bunun için yaş hiç önemli değil ben küçük yaşta bununla tanışmıştım. Şansıma belki böyle bir babam vardı , bana yardımcı oldu bir şekilde ama yine de içimde olmasaydı böyle babamın da bir yardımı olmazdı.Demek ki O başka yerlerden geliyordu, saklıydı ve açıldı ve tabi ki çok mutlu oldum. Türkiye’ye geldiğim zaman bu gerçekleri anlayan bir çok kişiyle karşılaştım . Anadolu hümanizmini bir takım fikirlerini benimsemiş olan bir çok arkadaşlarım oldu ve bu benim için güzel bir yuva duygusu yarattı. Gerçekten Türkiye’deki ilk yardımlardan biri böyle ruh kardeşleri bulmak, burada büyük şans. Hatta şöyle diyeyim, Rusya’dan ayrıldığım o zaman biliyorsunuz kapalı rejimdi ve ruhsallık adına yapılan herhangi bir şey yasaktı. Onun için burada gelip her ne kadar meditasyon fikirleri yoga o zaman çok uzakta olsa bile bunun farklı tarafı işte tasavvuf ve BİRLİK ,TEKLİK felsefe konusunda bir çok kişilerle rahat rahat konuşmak büyük bir mutluluktu. Evet, tabii farkındayım .Zaten bana sorarsanız bir noktada insan bu fikirleri benimsiyor , ha beş yaşındayken ha yetmiş yaşındayken, bu kaçınılmaz. Çünkü bu hayatın gerçeği. Gerçeklik, evet gerçeklik frekansı diye bir şey var bazı ruhsal öğretilerde. Öyle bir şey var. Eğer bir Gerçek varsa , o frekans olarak kapıyı çalar. O hep çalar , insan belki kulak verir, vermez ama hafifçe kapı aralandığı zaman hemen girer. İnsan hazır yeter ki . Deniyor ki ruhsal hoca olsun ya bir ustad olsun ne olursa olsun ismini ne koyarsan koyun, deniliyor ki hocanın eli her zaman uzanmış vaziyette yeter ki öğrenci el uzatsın. Yani hoca, bilgi aynı zamanda, hayatımızda her şey aslında o bilgiyi taşıyor, o birlik ruhunu taşıyor. Çünkü başka türlü olmaz , zaten çünkü Allah budur.


F.G:Gerçek sanat yolunda bir çok insan genellikle zorluklarla karşılaşıyor. Keşfedilmek, kabul görmek ve anlaşılmak gibi. Bu yola yeni çıkmış olanlara biraz ışık tutmak istermisiniz? Güçlükler için önerileriniz var mı?

A.A: İlk önce bu yola çıkmış olanlar için eğer böyle fikirler varsa bir kere onları çöpe atmalarını tavsiye edeceğim. Çünkü kabul edilme, para kazanma, ünlü olma gibi emeller varsa onlar zaten gerçek başarının engeli oluyor. Gerçekten başarılı olmak istiyorsa insan sadece kendi işine konsantre olmalı, bu eğer onun kaderinde varsa meşhur olmak o zaman bu zaten oluyor. Ama işin başında ilk adımları atarken “ben ne olucam, ben para kazanıcam, ben şunu bunu yapıcam “ varsa bu olmaz. O zaman bu gerçek sanat olamaz. Gerçek sanat bunun için yapılmıyor ki ve de “ Gerçek Sanat” nedir ki ? onu da biz değil belki bin yıl sonra insanlar bizim hakkımızda bir şeyler araştırıp anlarlar, bunun izleri kalırsa o zaman bu gerçek sanat sayılacak. Ben böyle bakıyorum, onun için burada küçük insani bir takım tarafları tatmin etmek için yola çıkmamak gerekiyor kesinlikle. Bu çok zararlı, ha olmaz mı?Olur , ve de yüzlerce böyle örnek görüyoruz maalesef ancak bu gerçek sanat değil bana göre değil.


F.G:Sizin yeni çalışmalarınız var mı? “bir yudum su” albümünden sonra yeni bir albüm gelecekmi? Daha önce insanların gönlüne düşmemiş yeni birleştirici çalışmalarınız var mı?

A.A: Var aslında her zaman var. Şu anda sırada bir kaç tane şey bekliyor . Durmadan biliyorsunuz sanatçılar üretir ama somut bir şey şu anda söyleyemeyeceğim. Çünkü sırada tam ne olacağını bilmediğim için onu duyurmak henüz doğru olmaz ama en kısa zamanda bir değil birkaç tane şey sırayla gelecek . Ayrıca da tabi albüme girmeyen bir sürü çalışmalarda yapıyorum. Bunlar belki yıllar sonra geniş çapta Albüm olarak insanlara ulaşabilir. Konserler yapıyorum gençlerle , çocuklarla buluşuyorum . O çok güzel bir şey. Klasik müziğe, genel olarak ciddi müziğe klasik de demiyeyim artık çok zor o sınırları koymak, gençlerinde ilgisi çok yükseldi Türkiye’de. Diskoteklerde bulamadıkları mutluluğu başka şeylerde ararken klasik müzikte bulmaya başlıyorlar. Çok genç ve çocuk var konserlerimde ,çok mutlu ediyor beni. Özelikle imza günü olduğu zaman yakın kontakta bir sürü fikirler duyuyorum, çok güzel şeyler geliyor. Çalışıyorum durmadan ,öğrencilerim var. Ben hiçbir kuruma bağlı olarak çalışmıyorum zamanım yok ama evde çok ciddi dersler veriyorum sınavdan geçirdiğim özel örgencilere. O da güzel bir çalışma , paylaşmayı çok seviyorum çünkü.

F.G: Yeni bir senenin başındayız. Sizi dinleyen, seyreden ve seven insanlara bir mesajınız varmı?

A.A: Onların kalpleri eminim ki çok temiz , çok parlak ve çok ışıklı. Bu ışıklarını hiçbir zaman yitirmemelerini diliyorum. Beni dinleyen ya da dinlemeyen, seven sevmeyenlere herkese aynı şeyi dilemek istiyorum. Çünkü kaç kişi varsa o kadar çok tercih var diyeyim…Bu birinci, ikincisi de tabi bazı insanlar düşünüyor ki “Yani ben bir küçücük insanım, ben bu dünyada ne yapabilirim ki değiştirmek için?” Böyle düşünmemelerini diliyorum. Her bir insan eşsiz olduğuna inanıyorum. Her bir insan bir mikro kozmos dolayısıyla makro kozmosun önemli bir parçası. Her bir insanın önemi çok büyük ve etrafında yapabildiği kadar değişiklikleri yapabiliyorsa ve her bir insan bunu yaparsa o zaman dünyanın inanılmaz kısa zamanda değişeceğini inanıyorum. Onun için insanların kendilerine çok inanmalarını diliyorum

F.G:Özel bir kişiye bir mesajınız var mı? Onu da buradan yeni yıl için iletelim. Söz Sizin!

A.A:Özel bir kişi? Oğlum, oğlumun da kendisine çok inanmasını diliyorum . Zaten çok iyi bir kalbi olduğunu, iyi bir insan olduğunu biliyorum. Kendine inanırsa dünya için çok faydalı olabileceğine inanıyorum. Ne yaparsa yapsın, çünkü inanıyorum ki insanın kalbi temizse zaten faydası büyüktür .Onun için o kalbinin temizliğini aynı şekilde korumasını diliyorum ve de sağlık , okulda başarı dolu bir yıl diliyorum
Çok teşekkür ederim.

 
Copyright 2005© "EnerjiBedenDengesi" Her hakkı saklıdır.
www.enerjibedendengesi.com bir Bora Döken tasarımıdır.