ÇOCUK KİTAPLARI
(Chi dergisi, Haziran
2007)
Röportaj: Ferhan Gürbüz
Çocuk kitapları yaşamınıza nasıl girdi?
Firuzan Gürbüz:Çocuk kitaplarıyla yakınlaşmam on beş yıl öncesine dayanıyor. Gazetecilik yaptığım dönemlerde çocuk dergilerine küçük öyküler yazmak, çeviriler yapmak gibi çalışmalarım olmuştu. Daha sonra Frankfurt ve Bologna’da düzenlenen kitap fuarlarında dünya çocuk edebiyatını yakından tanıma fırsatım oldu. Kelimenin tam anlamıyla yıllarca bu fuarlarda koşturup durdum. Sonuç olarak başka ülkelerde çocuk edebiyatına verilen önemin ne kadar büyük olduğunu üzülerek gördüm. Çünkü ülkemizin çocuk edebiyatı konusunda çok zengin olduğu söylenemez. Çocuklar için hazırlanan eserlerin olağanüstü çeşitliliği ufkumu açtı. Bu açılma da beni çocuk öyküleri yazmaya yönlendirdi. Çocukluğum da bu konuda yeterli malzeme üretecek kadar renkli geçtiği için öyküler kendi kendine oluştu adeta. Öyle ki, bazen bir günde iki öykü yazdığım bile olmuştur.
Kitaplarda özellikle üzerinde durduğunuz konular var mı?
Doğada uyum içinde olan her şey benim esin kaynağım oluyor. Hayvanlardan, bitkilerden, mevsimsel oluşumlardan milyonlarca öykü yazılabilir. Doğada denge içinde olmayan tek varlık ne yazık ki insan. Ben de öykülerimle insanı uyuma davet ediyorum. Bu davete ön yargısız yaklaşabilecek olanların başında da çocuklar geliyor.
Özellikle hayvanları konuşturmayı seviyorum. Çünkü benin düşünceme göre hepsi son derece zeki ve entelektüeller. Saygı duymamız gereken erdemleri var. Onları yakından tanıdıkça bu duygum daha da kuvvetleniyor. Doğada hepimizin bildiği aslan, kaplan, kedi, kuş köpek gibi hayvanların dışında hiç tanımadığımız bir çok hayvan var. Örneğin, daha önce çam sansarı nasıl bir hayvandır, bilmezdim. Ama gerek sevimliliği gerek yapısal özellikleri ilgimi çekti ve beni bu da beni onunla ilgili bir öykü yazmaya yöneltti. Böylece çam sansarının maceralarını yakında tüm çocuklar tanıyacak ve sevecekler.
Hangi yaş grubuna yönelik bu öyküler?
Her yaş grubundan insanın kitaplarımı okuduğunu duydum. Bu da beni çok sevindiriyor. Demek ki ortak bir noktada buluşuyoruz okurlarla. Kendimi belli bir yaş grubuyla sınırlamıyorum. Ana okulundan lise öğrencisine dek her yaş çocuk grubu için kitaplarım var.
Çocukların alabileceği mesajlar neler?
Çocuklar büyüklerden daha akıllı. Çünkü henüz kafaları karışık değil. Bu nedenle kitabın içindekini anlıyor ve kendine göre alması gereken mesajı alıyor. Ben özellikle bir mesaj vermek kaygısıyla öykü yazmıyorum. Mesaj kendiliğinden çıkıyor zaten ,“Bu öykünün mesajı şu olmalı” diye düşünmüyorum.
Sizce çocukların duyarlı olması gereken konular neler?
Çocukların duyarlı olması gereken konuların başında bence doğadaki tüm varlıklarla uyum içinde yaşamak, başkalarının yaşama hakkına saygı göstermek, doğayı korumak ve sevgiyi hayata geçirmek geliyor. Bu çok önemli. Küresel ısınma sinyalleriyle birlikte son yıllarda doğayı koruma kampanyaları başladı. Sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada insanlar yumurta kapıya gelince işe koyuluyorlar. Oysa bizler bu konuda zamanında eğitilseydik şimdi durum böyle olmazdı. Ben bundan on üç yıl “Dünya Sen Benimsin” adlı bir kitabın redaksiyon çalışmasını yapmıştım. O kitabı okuduktan sonra bir daha kimseye çiçek buketi hediye etmemeye çalıştım. Çünkü doğada yetişenlerin dışında, ticari amaçlı yetiştirilen milyarlarca çiçekten yayılan gazların doğaya nasıl zarar verdiğini o kitapta öğrendim.
Doğayı korumak konusunda bu yüzden çocuklar çok önemli. Onlara daha çok hayvan sevgisi aşılamak istiyorum. En büyük düşüm, her çocuğun bir hayvan beslemesi. Çocuklarla yaptığım söyleşilerde özellikle bu konunun üzerinde duruyorum. Bunun dışında tüketim çılgınlığı da en önemsediğim konulardan biri. Çocuklara da her şeyin fazlasının zarar olduğunu öğretmeye çalışıyorum.
Çocuklarla nasıl bir arada oluyorsunuz?
Yayınevlerinin okullarda düzenlediği imza günlerinde çocuklarla söyleşilerde bulunuyoruz. Şimdiki çocukların çoğu İndigo ve Kristal çocuklar oldukları için gerek sorularıyla gerekse yaklaşımlarıyla zaten hemen kendilerini belli ediyorlar. Doğa bilinci ve karşılıksız sevgi gibi özellikler bu çocuklarda zaten var. Benim kitaplarım onlara kısa bir hatırlatma niteliğinde.
Genellikle sordukları soruların başında “Nasıl yazar olunur?” sorusu var.
Aslında tembel olmayan herkes yazar olabilir. Çünkü hemen hemen herkesin yazmak istediği duygu ve düşünceleri vardır. Yazarlar, bunları kağıda döküp basımı için çaba gösterenlerin arasından çıkıyor bence. Çocuklara günlük tutmalarını öneriyorum. Böylece gelecekte hatırlayabilecekleri bir çok anıları oluşur. Her şeyi çok çabuk unutuyoruz çünkü.
Çocukların en çok beğendiği bir kitabınız var mı?
“Penguen Pi ve Yeşil Otların Gizemi”ni çok beğeniyorlar. Tabii burada çizgilerin de çok büyük payı var. Çünkü kitaplarımı resimleyen Erdoğan Oğultekin de bu konuda çok başarılı.
Bu kitapta sizce çocukları etkileyen ne var?
Öncelikle penguenler çok sevimli hayvanlar. Bunun dışında dünyamızı tehdit eden küresel ısınma konusunu işlediği için ilgi gördüğünü sanıyorum. Anneler ve öğretmenler de bu kitabı seçiyorlar daha çok.
Türkiye’de çocuk kitapları ne durumda?
Çocuk kitaplarının Türkiye’deki durumu içler acısından da öte. Gelişmiş ülkelerde çocuğa yapılan yatırımı gördükçe ne yazık ki bu kanıya varmamak olanaksız. Edebiyat dünyasında “Okumayan bir toplumuz” diye feryat ediliyor. Çocuk kitaplarına yatırım yapmayan bir ülkedeki yetişkinin kitap okumasını nasıl beklerler, anlamıyorum. Çocukluğunda kitap okuma alışkanlığını edinmeyen biri, yetişkin olduğunda bunu zaten yapmaz. Çocuğa kitap okuma alışkanlığı kazandırmak için de bu edebiyatı zenginleştirmek gerek. Gazetelerin kitap eklerine bir bakın, çocuk yazarlarıyla yapılmış bir tek söyleşi bulamazsınız. Sanki başka gezegendeyiz.
Çocuk kitapları birkaç büyük yayınevinin dışında, kitapçılarda genellikle en üst ya da en alt katlarda satılıyor. Raflar düzensiz, karma karışık. Çocuğu ya da ona kitap seçen kişiyi cezbeden hiçbir unsur yok. En azından benim karşılaştığım tablo bu.
Son yıllarda copyright kitaplar çoğaldı. Bunlar da kitap fiyatlarını yükseltiyor. Bu kitapların çoğu, çocukları tüketime yönlendiren, içi boş şeyler. Bunun dışında tabii en büyük etkenlerin başında bilgisayar geliyor. Bilgisayar Pandora’nın Kutusu adeta. Çocukları onun etki alanından kurtarmak gerek.
Yeni çalışmalarınız var mı?
Çalışmalarım sadece çocuklarla sınırlı değil. Biyografi ve araştırma kitaplarım da var. Ama çocuklarla ilgili olanları ele alacak olursak, Morpa Kültür Yayınları’nın hazırladığı ünlüler serisi için Mozart, Marco Polo, Piri Reis, Barbaros Hayrettin Paşa ve ünlü matematikçimiz Cahit Arf’ın kendi ağızlarından biyografilerini yazdım. Benim için çok eğlenceli bir çalışma oldu. Bu yıl içinde piyasaya çıkacaklar.
Lal Kitap’tan çıkan ve şu anda piyasada olan altı kitabım İngilizce’ye çevrilerek bu yıl ilk kez Bologna Çocuk Kitapları Fuarı’nda tanıtıldı.
Bu seriye yaz döneminde tatil kitapları olabilecek dört kitap daha ekleniyor. Bunun dışında ilk kez eşyaları konuşturduğum bir öyküm de basım aşamasında. Ama beni en heyecanlandıran, yine bu yıl piyasaya çıkacak olan seri. Şimdilik üç kitaptan oluşan bu seride İstanbul’un tarihi mekanlarında maceradan maceraya koşarken paralel evrenlerde yollarını şaşıran bir grup mahalle arkadaşının yaşadıkları anlatılıyor. Bu öyküleri çocuklar kadar büyükler de çok sevecekler. En büyük özellikleri ise, içinde anlatılan mekanların, olayların ve kişilerin gerçek adlarla yer alması. Yani romanda adı geçenler, şu anda yaşamakta olan gerçek kişilerden oluşacaklar. Belki bu ilk olacak. Böylelikle onları gerçek yaşamlarından alıp kitabın içinde kurduğum başka evrenlerde yolculuğa çıkartacağım.
Bu seride beni heyecanlandıran bir başka şey de, bu kitapların yabancı dile çevrilerek yurt dışındaki pazara tanıtılacak olması. Böylece bir anlamda kültür ve turizm elçisi de olacak kitaplar. Bu seri daha da uzayabilir. Çünkü ne İstanbul’un tarihi mekanları biter, ne de bendeki öyküler.
firuzangurbuz@yahoo.com
|