| GERÇEK BİR İLLÜZYON MU?
İLLÜZYON BİR GERÇEK Mİ ?
(Chi
Dergisi Ekim 2006)
İnsanın tüm yaşantısı zihnindeki
düşüncelerden ibarettir. Hermes.
Birkaç ay önce özel bir konferansa
davet edildim. Daha önce hiç ismini duymadığım,
tanımadığım genç bir adam beyin gücüyle neler
yapabildiğini anlatacak ve gösterecekti.
Konu çok ilginç, enerji çalışmaları ile haşır
neşir olanlar içinse kaçırılmaz bir fırsattı.
Serhat’ı izlemek gerçekten bir
keyifti. Bilgisi , birikimi çok genç görüntüsü
ile ilginç ve sevimli bir tezat oluşturuyordu.
Maddeye nasıl hükmettiğini orda bulunan herkesin
anlayabileceği gibi çok esprili, ezoterik varoluş
ve kuantum düzeyindeki hareketliliğe kadar geniş
bir skada, bilgiye tam olarak hakim anlatıyor,
örnekler veriyor ve biz seyredenler asıl gösterisine
geçmeden önce sadece bu anlattıkları ile bile
onu büyük bir ilgiyle izliyorduk. Bir güç olduğunu
kesinlikle kabul etmeyen , sakin ve saygılı
haliyle çok sempatikti. Yaptıklarını seyretmek
ise benzer bir çok gösteri izleyenleri dahi
şaşırtacak kadar açık ve netti. Beyin gücünü
kullanarak önce kaşıkları büktü, kırdı, sadece
uzaktan bakarak birkaç kişinin izniyle cebindeki
anahtarları büktü ve daha sonrada kime ait olduğunu
bilmediği ve karışık bir şekilde hepimizden
toplanan çeşitli eşyaların tüm hikayelerini
bir bir avucunun içinde tutarak anlattı. Sonrada
yine bu sistemin nasıl çalıştığını ve sıklıkla
” siz de yapabilirsiniz “ diye teşvikle ne kadar
basit olabileceği konusunda bilgilendirdi.
Daha sonra kendisinden rica ettim
ve bütün bu çalışmayı ilk kez “Chi “dergisine
anlattı. Hangi prensipler çalışıyor, ne oluyor
merak edilen tüm sorulara cevap verdi .
FG: Serhat , seni beyin gücüyle
kaşıkları anahtarları bükebilen genç adam olarak
tanıdık. Sen bütün yetileri nasıl açıklıyor
veya tanımlıyorsun?
Serhat Gümrükçü:Şimdi
çok enteresan burada kaşık çatal anahtar gibi
şeyler e aslında bir açıklama getirmek gerekiyor,
çünkü aslında neyi büktüğünün, nasıl yaptığının
falan bir önemi yok , bu bir bilinç düzeyi aslında.
Farklı ekollerin farklı isimler koyduğu bir
bilinç düzeyi. Bir nevi, genel
 |
olarak aslında madde hakimiyeti
şeklinde adlandırılabilir. Bu sadece kaşığı
bükmek değil, ben yurtdışında yaptığım demostrasyonlarda
şampanya kadehini de kırıyorum Metal yada cam
olmasının başka bir önemi yok. Burada kaşık
ve çatalın veya, anahtarın çok önemli başka
bir faktörü var. Bu da aslında bu yaptığım şeylerin
birer gösteri , insanları şaşırtmak amaçlı bir
şey olmaması. Bunları insanları bir şekilde
bu tarz şeylerin olabileceği, aslında ikna etmekte
doğru delime değil, insanların inanmasını sağlamak.
Yada bu tarz bir bilinç oluşturmak adına insanlardaki
patternleri, bunun yapılamıyacağına dair patternleri
kırmak adına yapılan demastrosyanlar olduğu
için gündelik yaşamda en çok kullanılan malzemeleri
kullanmayı seçiyorum. Neden? Çünkü , İngiltere’de
bir dernek var, bu tür şeylerin sahte olup olmadığını
araştıran bilim adamlarından oluşuyor. Bu tarz
insanlar gidip denemeler yapıyorlar ve orada
şömine maşası, inşaat demiri filan büktürüyorlar-
tabii inşaat demirini bükebilirsin. Bunun bir
önemi yok. Ama insanların karşısına çıkıp çatal
büktüğün zaman burada çok farklı bir psikolojik
seçim söz konusu. Çünkü insan çatalın büküldüğünü
görüyor. Ve hayatı boyunca üç öğün yemek yerken
çatalı her gördüğünde bunun yapılabildiğini
hatırlıyor.” Biri bunu büktü”, yada “ben bunu
bükebilirim, bir insan bunu bükebilir”.. Malzeme
seçimi burada bu yüzden çok önemli. İnsanlarda
bunu hatırlatacak ve bu bilinci oluşturacak
malzemeler. Ben bunu neden anlattım şimdi? Neden
yaptığımı yada bunu nasıl adlandırdığımı söylemek
için. Bu tamamen bir farkındalık düzeyi, nasıl
bir farkındalık düzeyi. Zihnin sınırlarını bedeninle
çizmeme hali denebilir aslında. Hermes’in bir
lafı var, diyorki “İnsanın tüm yaşantısı zihnindeki
düşüncelerden ibarettir”. Hakikaten beynimizde
oluşan bütün algılar, bütün her şey bizim yaşantımız.
Şu anda karşımda oturuyorsunuz. Benim zihnim
karşımda oturduğunuzu söylediği için benim için
karşımda oturuyorsunuz, benim zihnim bunu söylemese
siz benim için yoksunuz. Başka insanlar için
olsanız bile yoksunuz. Bu yüzden hakikaten de
aynı Matrix filmindeki o elektronik devrelerle
insanlara sahte yaşamlar ya da sanal yaşamlar
yaşatıldığı gibi aslında hepimiz sanal bir yaşamın
içersindeyiz. Hepsi kafamızın içindeki yaşam.
Hermes bundan bahsetmiş ve sonra demiş ki “Kainatta
tanrının zihnindeki düşüncelerden ibarettir.
Ve insan zihni ile tanrı zihni asındaki tek
fark insanın zihnini bir bedene hapsetmiş olmasıdır”.
İşte zihninizi bedeninizin hapsinden kurtardığınız
zaman artık sizin bedeniniz madde dünyası veya
madde evreni olarak algıladığınız her şey oluyor.
Ondan sonra da parmağınızı bükmekle kaşığı,
anahtarı vesaireyi bükmek arasında bir fark
kalmaz. O da sizin bedeninizin bir parçası halinde
parmağınız gibi
FG: bu bir yetenek mi yoksa
sonradan kazanılmış bir beceri mi?
 |
S. Gümrükçü :
İkisi de. Ben resim yapmaya benzetiyorum bunu….Herkesin
resim yapmaya az çok kabiliyeti vardır. Ama
siz resim yapma tekniklerini bir sürü insana
öğretirseniz en kötü ihtimalle çok kötü resim
yapan biri çöpten adam yapar, yada belli teknikleri
öğrenip bir şeyler yapmaya çalışır. Aradan birkaç
tane ressam çıkar, bütün dünyadan bir tane Picasso
çıkar. Bu böyle bir şey yani öğrenen herkes
az yada çok yapabilir. Çünkü hiçbir insanın
diğerine bir üstünlüğü yok aslında. Ama az yada
çok dediğim gibi. Öğrenen herkes bu bilinç durumuna
ya da bu beceriler külliyatına bir şekilde sahip
olabilir. Ama bunun belli sınırları vardır,
o sınırlarda kişinin potansiyeline göre değişir.
Ben kendimi bildim bileli bunu yapıyorum. Ama
kendimi bildiğimde yapabildiklerimden çok daha
fazlasını yapıyorum şu anda çünkü bu konuda
eğitim vs. vs. çalışmalar yıllardır devam ediyor.
Şey gibi, kimileri mirasa konar evi olur, kimileride
hayatı boyunca çalışıp para biriktirir bir ev
satın alır, bu da böyle bir şey. Çalışıp her
kes yapabilir, benim bir çok öğrencim var yaptıklarımı
yapan. Bazıları zaten bir şekilde bunları yapabilirken
beraber çalıştığımız ve bunları daha kontrol
altına alabilen kişiler. Bazıları da hiç yapamazken
potanisyeli olupta öğrendikleri için yapanlar.
Ama benim için biraz daha farklı. Yani ben bir
şekilde yeteneğimin üzerine koydum.
FG: “Psikokinezi” zihnin
maddeye egemenliği konusunda bir eğitim aldın
mı?
SG:Bir eğitim,
yani bunu başarabilmek ,yada bir şekilde bunu
becerebilmek için bir eğitim almadım. Çünkü
bunu zaten yapıyordum. Ama bunu yapmak her zaman
buna tam olarak hakim olabilmek anlamına gelmez.
Bir şey hatırlıyorum; İlkokulda bir gün okula
giderken annemle birlikte merdivenlerden aşağı
doğru iniyoruz. Evlerin balkonlarını görüyorum
ve balkonun birinde toprak bir saksı , içinde
çok güzel çiçek açmış bir kaktüs var . Anneme
“A kaktüse bak” dediğim anda saksının puffff
diyerek darmadağın olup patladığını hatırlıyorum.
Ani dikkat yönlendirmeleri vesaire
gibi şeylerde bir şekilde bu kontrolsüz açığa
çıkıyor. Bana gelen insanlar yada sonradan öğrencim
olan insanlarda zaten bu şikayetler oluyor.
“Eşimle kavga ettim” elimdeki yüzüğe baktım,
nışan yüzüğü dümdüz olmuş ,yada yamulmuş düzeltilemiyor
gibi. “Neye dokunsam elektrikler atıyor” falan
gibi şikayetlerle gelen insanlar. Bir şekilde
insan bu potansiyelle, kafasında bunları yapamayacağına
dair bir pattern olmadan doğuyor ve bir şekilde
bunları yapabilmeye başlıyor. Bunları yapabilmeye
başlamak çok ciddi bir hakimiyet gerektiriyor.
Çünkü dediğim gibi ani dikkat yönlendirmeleri,
birisine çok öfkelendiğiniz zaman ne olacağını
bilemezsiniz. Bu yüzden ciddi bir kontrolcülüğe
sahip olmak zorundasınız. Aldığınız eğitim bu
tür becerileri geliştirmek yada bu tür beceriler
edinmek adına değil aslında kontrolünü sağlamak
adına olmalı ve bende çalıştığım disiplinlerde
gücü, buna güç denirse eğer, elde etmek için
değil bunu dengeli bir şekilde kullanabilmek
için çalıştım…
FG: Hiç destek aldınmı?
SG:İlk desteğim ailem , çünkü
anne tarafım , teyzem hatta anneannemde duyu
ötesi algı konusunda oldukça başarılı insanlardır.
Çok enteresan teyzemin kulakları duymaz, ama
salonun diğer tarafında konuşan adama “hayır
yalan söylüyorsun, öyle olmadı böyle oldu” der,
bilmediği olaylarda olsa dahi . Bu biraz genetik.
FG: Yurt dışında bir eğitim aldın
mı?
SG: Aldım. Türkiye’de ve yurtdışında
profesyonel eğitim aldım. Burada çok enteresan
bir nokta var aslında. Araştırdığınız zaman
benim yaptığım şeylerin çoğunu gösteri olarak
yapan insanları görürsünüz. Amerika’da en ünlüler
, işte çok yakın arkadaşlarım Max Maven, Rory
Raven ve Banachek denen bir adam, Crist Angel
var New York’ta var .Bunlar hep bir gösteri
sanatı olarak yapıyorlar bunu. Çünkü bir şekilde
Midas’ın kulakları gibi, bunu bir şekilde yapıyorsanız
insanlara bir şekilde lanse etmek durumunda
hissediyorsunuz kendinizi. Zaten bunu yapabilmenizin
başka ne anlamı olabilir ki? Böyle bir beceriye
sahipseniz!
Bunu herhangi bir amaçla insanlara sunarsınız,
bu insanları eğlendirmek olur, şaşırtmak olabilir.
Hayatınızı bununla kazanabilirsiniz. Yada insanların
ufkunu açmak olabilir.Ben son seçeneği tercih
ettim. Ama bu konuda gösteriler yapan arkadaşlarım
var. Ben gösteri yapmadım mı? Çok yaptım. Hatta
bu konuda uluslar arası ödüllerde aldım. O yüzden
insanlar genelde “sen gösteri yapmışsın, ödüllü
bir illizyonistsin, bunlar hile olmalı” gibi
bakıyorlar.. Çokta takmıyorum, neden takmıyorum.
Çünkü konferanslara gittiğim yerlerde insanlara
diyorum ki” ben bunları olağanüstülük iddiası
ile yapmıyorum.” Bunlar benim çok özel güçlerimdir,
kimse yapamaz işte ben süperim iddiası ile yapmıyorum.
Dünyada birileri bunu yapıyorsa geri kalan herkes
yapabilir, sizde yapabileceğinize inanın ve
yapabileceğinizi görün diye bunu yapıyorum..
Nasıl yaptığımın bir önemi yok. Hileli olduğunu
düşünebilirsiniz , düşünmeyebilirsiniz. Bunların
hepsini söylüyorum. gösterilerimi yaptıktan
sonra , ben çıkıp arkasından bunların hepsini”
ben biraz hileyle yaptım” desem bile gerçek
olsun olmasın insanlar inanmıyorlar. Yada bu
belki bir bakıma enteresan bir yaklaşım ama
insanlar en kötüsü bazen kendi yapacaklarına
da inanmıyorlar. O zaman benim yaptığım şeyin
de hiç bir anlamı kalmıyor doğal olarak.. Ama
dediğim gibi ben en son aracım.İnsanların ufkunu
bir şekilde genişletip öyle ya da böyle patternlarını
kırmak adına “ bu da yapılabilir” “ yapılabilirmi
acaba” “yada ben yapabilirmiyim “ gibi sorular..
Madde hakimiyeti; telekinetik, psikokinetik
gibi şeylerden öte aslında bu bir yaşam yönetimi.
Çünkü maddeye hakim olduğunuzu yada bir kaşığı
bükebildiğinizde bir tümöre neler yapabileceğimizi
düşünün
FG: Ne oluyor? Bir metal nasıl
bir plastik hamur gibi elimizde bükülebiliyor?
SG:Şimdi mekanizmasını anlatmak
çok zor aslında. Yani kendi bakış açınızı anlatmak
çok zor. Çünkü bunu ben dediğim gibi sonradan
öğrenmiş biri olmadığım için bana öğretilen
yada anlatılan yollarla kendi hissettiğimi yada
algıladığımı daha önce hissettiğim ve algıladıklarımla
kıyaslayarak, yani bu işi kırk yaşından sonra
yapan bir adam belki normalde “sen kaşığı eline
aldığında şunu hissedersin, ama bunu hissetmelisin”-
o iki bilinç durumu arasındaki farkı ve sizin
farkı ve sizin kat etmeniz gereken yolu anlatır.
Ben diğerlerini bilmediğim için, ben patternsiz
doğdum. O yüzdende onun nasıl kırılacağını ve
o algıyı nasıl yakalamanız gerektiğini anlatmak
benim için çok zor.
FG:“ Geriye dönüp baktın mı ?Ben
bunu yapabiliyorum. Diğer insanlar neden yapamıyor,
onların patternlerinde ne var da bunu başaramıyorlar
gibi bir araştırma ihtiyacı hissettin mi?
S. G: Yani çok
basit şeyler aslında. Sosyal kalıplarla başlıyor.
Arkasından aile yaşantısı, belki dini kalıplar
ama çoğunlukla bizim eğitim sürecimiz bu tür
şeyleri olağanüstü algılamaya yönelik. Yani
doğaüstü güç olarak adlandırılmış insanlar bunları.
Bunlar ne demek? Doğa üstü güç. Bir şey doğada
gerçekleşiyorsa doğaldır. Doğa üzeri diye bir
şey olamaz ki.
Doğa üzeri ise zaten yoktur, olması imkansızdır,
bizim doğamızda. Kelimenin kendi anlamına aykırı
aslında.
FG:“O zaman sen biraz dualitenin
dışına mı çıkmış oluyorsun bu düşünceyle?
SG:Dualitenin dışına çıkmak değil
aslında.
FG:“Çünkü doğa ve doğa üstü ikilemi,
yani dualite var”
SG:“Evet, doğa ve doğa üstü ikisi
birlikte, bu anlamda olabilir. Bu, ben dualitenin
dışına çıktığımı iddia edecek tarzda bir bilince
sahip değilim ama bu anlamda, bu yapıda böyle
denilebilir. Bu yapıda evet, doğa üstü diye
bir şey yoktur. Çünkü benim için her şey doğanın
içinde
FG: Zero point noktası mı?
SG:“Zero point feild “ evet, çok
mantıklı, zaten seminerimde de dinlediniz, ben
kuantum fiziği teorileri ile açıklıyorum aslında
bunu. Çok basit bir şey. Temelde madde dediğimiz,
ve madde olarak algıladığımız şeyin yapıtaşı
farklı maddeler olarak gördüklerimizin yapıtaşları
birbirinin aynısı. Yani camın hammaddesi ile
metalin ham maddesi,sizin derginizin adı. Hepsini
oluşturan şey “chi “aslında, Reiki “ki” nin
başka bir versiyonu. Adının içinde zaten ki
geçiyor, farklı enerji sistemleri, aslında hepsi
birbirinin birer türevi. Şimdi bu türevlere
baktığımızda bu türevleri yönetebildiğimizde,
manupile edebildiğimizi düşünürseniz aslında
o manupule ettiğiniz şeylerde maddenin yapıtaşı.
Aradaki tek fark bizim zihnimizde gerçekleşiyor.
Biz maddenin yapıtaşının “ki” olduğunu bilsek
bile bazen bunu yapamayabiliyoruz. Neden? Çünkü
bize öyle öğretildi. İnsan zihni maddeye hakim
olamaz. Bu patterni kırmanın birinci basamağı,
bunun olabileceğini bir şekilde görmek.Ve Benim
yapmaya çalıştığım şeyde bu. Bu kadar basit
aslında. Sert bir metali hamur gibi bükmek tabiri
aslında çok güzel bir tabir , ama sert metal
ile hamur arasında hiçbir fark yok. Bizim zihnimizdeki
patternde var. Zihnimiz diyor ki bu hamurdur
yumuşaktır, ve bu şekilde şekillenir. Bu metaldir,
serttir ve siz bunu elinizle dahi belki zor
bükebilirsiniz. Fiziksel gücünüzle bile dahi
zor bükebilirsiniz. Ama böyle bir şey yok aslında.
FG:Uzaktan başkasının elinde bulunan
metalleri de büktün. Burada da aynı teknik veya
evrensel yasamı devreye giriyor?
SG: Tabii ki, çok basit mekan
ve zaman diye bir şey yoktur. Bunu kullandığımız
enerji sistemlerinde ve şifa sistemlerinde görüyoruz.
En basitinden verdiğimiz şifaları geçmiş ya
da geleceğe ya da farklı mekana gönderebiliyoruz.
Bilincimiz aslında zamanın ve mekanın tamamını
kapsıyor. Beni Amerika’dan arayıp benim elimde
bir kaşık var şu anda bunu bükermisin? Ya da
şu anda evimin mutfağındaki kaşığı bükermisin
dediğinizde evinize gidip kaşığı bükülmüş olarak
görebilirsiniz. Hiç farkı yok.
“FG:Dışarıda hiçbir şey mi var”
“SG: “Evet”
FG: Objelerin hikayelerini de
okuyabiliyorsun. Bu nasıl çalışıyor?
SG: Objelerin hikayelerini okumak buna psikometri
deniyor. Psikometri aslında bir psikoloji terimi.
Ruh ölçümü demek yada zihin ölçümü demek. Psikometri
insanların ruhsal durumları üzerinde bazı ölçümler
yapma anlamına geliyor. Ama parapsikolojideki
psikometri daha farklı. Psikometri parapsikolojide
nesnelerin üzerindeki bir nevi enerji kayıtlarından
onların başından geçenleri görmek. Bununla ilgili
çok ünlü bir adam vardır. Wolfgang Messing diye,
onu da seminerimde anlatmışımdır muhtemelen.
Şimdi burada çok basit bir şey işliyor aslında.
Aynı şey bizim içinde geçerli. Maddeyi bir enerji
bulutu olarak düşünürseniz; artık biraz önce
bahsettiğim bilinç durumundan bakalım her şeye.
Hiçbir şey madde değil, daha doğrusu madde olarak
algıladığımız her şey aynı hammaddenin farklı
yoğunluk ve farklı konfiderasyonlarla şekillenmiş
hali. İkimizin bedensel yapısı arasında fark
yok. Elimdeki bardağında benim bedenimden farkı
yok hammadde olarak yada atom altında yada zero
pointte ,ya da kuantum düzeyde nasıl adlandırırsanız
veya ” birleşik alanda”. Farklı ekoller buna
farklı şeyler söylüyor. Böyle baktığımız zaman,
bundan sonra böyle baktığımızı düşünelim ve
böyle konuşalım. Temelde bir enerji bulutudur
madde dediğimiz şey ve bu enerji bulutunu bir
enerji kumaşı gibi düşünebiliriz. O maddeye
dokunan diğer tüm maddeler o maddenin başından
geçen her olay, insanların o madde üzerindeki
duygu ve düşünceleri, insanların onu üzerinde
taşıdığı zaman yaşanan olaylar bunların hepsi
o maddenin üzerine o enerji kumaşı dediğimiz
maddenin üzerine bir nakış gibi işlenir. O nakışları
eğer siz okumayı biliyorsanız o nakışları tek
tek inceleyip hepsinin üzerinde ne olduğunu
okuyabilirsiniz. Bunu çok basit örneklerle yapıyoruz
aslında ama bu zamanında tarihi eserlerde ve
kazı alanlarında bu tarz insanlar tarafından
çok kullanılmış bir beceri. Yani bu taş hangi
heykelin parçası, kim yapmış ,nasıl yapmış başından
neler geçmiş bunların hepsini çok mükemmel şekilde
okuyan insanlar var. konsantre olursanız bir
şekilde sizde yapabilirsiniz bunu rahatlıkla.
Ama bunu gerçekten iş olarak yapan insanlar
var kayıp olan insanların eşyalarından o insanların
nerde olduklarını bulan, bunlar basit şeyler.Kolay
değil, basit! Ama her zaman bizim çalışma sistemlerimizde
şöyle bir lafımız vardır. Basit ama zor olan
şeyi, kolay ama karmaşık olan şeye tercih ederiz.
Türkçe’de kelimeler karışabiliyor. Easy olması
şart değil ama simple olması gerekiyor. Bununla
ilgili bir hikaye vardır. Çok büyük bir fabrikada
yüzlerce makine var ve bir ana makina bütün
makinaları çalıştıran ; ana makine bir gün makine
bozuluyor. Patron apar topar teknik servisi
arıyor. Bir teknisyen geliyor. Elinde küçücük
bir alet çantasıyla makinenin etrafında dolaşıyor,
kulağını dayayıp dinliyor sonra parmağını makinenin
üzerine koyuyor ve küçük bir çekiç çıkartıyor
, bizim doktorların reflex çekici gibi. Tık
diye küçük bir darbeyle vuruyor. Makine bir
anda çalışıyor ve bütün fabrika doğal olarak
çalışmaya başlıyor. Patron çok sevinip borcunu
sorduğunda teknisyen 1000 dolar diyor. Patron
şaşırıyor, nasıl olabilir çekiçle küçücük bir
darbe 1000 dolar biraz fazla değil mi diyor.
Teknisyen bir dakika diyerek bir fatura yazıp
patrona veriyor. Patron faturaya bakıyor. Çekiçle
makineye vurmak 1 dolar, nereye vuracağını bilmek
999 dolar. İşte kolay olması ile basit olması
arasındaki fark bu. Hakikaten benim yaptığım
her şey çekiçle makineye vurmak kadar basit
ama o koca makinenin üzerinde vurmanız gereken
1 cm 2 lik alanı öğrenmeniz ve bilmeniz gerek,
o da 999 dolar.
FG: Uri Geller ‘de aynı metod
ve sistemlemi çalışıyor?
SG:Evet, Uri Geller’le ufak tefek
beraber görüşmelerimiz ve çalışmalarımız oldu.
Uri Geller biraz daha işin medyatik tarafını
,medya ile daha haşır neşir olarak kullanmış
yıllarca. Şimdi çok da ortalıklarda değil başına
gelen olaylar nedeniyle yapabildiği şeylerden
İsrail’de biraz daha inziva tarzı bir yaşam,
belki daha çok internet aracılığı ile insanlarla
daha görüşüyor. İsrail’de küçük kapalı gruplara
benim yaptığım gibi seminerler demastrasyonlar
yapıyor ama dünyada Uri Geller’in yaptıklarından
, başına gelenlerden ders alıp benimde daha
önce tercih ettiğim ama artık tercih etmediğim
gibi bu işi gösteri olarak yapan insanlar var.
Çünkü bir şekilde dediğim gibi insanlara bunları
göstermek zorunda hissediyorsunuz kendinizi.
Öyle yada böyle.
FG: Uri Geller’in başına olumsuz
bir şe ymi geldi?
SG: Bir çok aştırma enstitüsü
kendisine inanarak veya inanmayarak yada bazıları
bunun varlığını kanıtlamak için , bazılarıysa
şarlatan olduğunu ispatlayabilmek için kendisini
kobay gibi kullanma taleplerinde bulundular.
Bazılarını kabul etti. Bir ispat mücadelesi
içinde olduğu için belkide . O zamanlar dünyada
onun gibi insanlar kendini çok göstermediği
için, aslında çok büyük bir görev yaptı. Çünkü
daha sonra özellikle bu İndigo çocuk yoğunluğunun
yada belki kristal çocuk yoğunluğunun dünyada
artmasıyla bunları yapabilen insanların, patternsiz
doğan insanların sayısı arttı. Uri Geller aslında
çok ciddi bir öncü, bunu hem dünyaya açtı ,
bazı insanların zihin yapılarını, patterlerini
kırarak, zihnini açarak ufkunu genişleterek
hem de diğer taraftan kendi yaptığı lansmanın
heyecanla ve böyle bir anda kendisini dünyaya
açma hevesiyle ortaya çıkardığı hatalardan başkalarının
ders almasını sağladı. O yüzden benim yaptığımı
yapan onlarca demek belki biraz fazla olur ama
hatırı sayılı sayıda insan var Türkiye’de ,
dünyada çok daha fazla. Ama çoğunlukla ortaya
çıkmıyorlar yani hatta aileler bir şekilde benim
yaptıklarımı duyup yada görüp çocuklarının benzer
karakterlerini , benzer becerilerini gördüklerinde
birazda şey bakıyorlar, “Hani ne yapsak acaba?
Bu acaba bir hastalık gibi bir şey mi? Düzelirmi
düzelmezmi? Ne olur?” Ben bunu şeye çok benzetiyorum.
X-man çizgi romanı- filmi de yapıldı. Dünyada
mutantlar ve normal insanlar vardır. Mutantlar
bir sürü extra beceriye sahiptir normal insanlar
bunlara hasta gözüyle , hatta insanlık için
büyük bir tehdit gözüyle bakarlar. Belki işte
son dönemde gelen bilgiler “kristal çocukların
bir çok becerisi olacak ama onlar çok hassastır,
onlar kırılgandır” falan filan “ çok üzerine
düşmeyin gibi şeyler” .Aslında X-man filminde
abartılarak anlatılmış bir fenomen bir şekilde
dünyada da yaşanmaya başladı. Ve bizler gibi
insanlar; bu konuda bilinçlenen, bilinçlenmeye
ve bir bilinç oluşturmaya çalışan insanların
bunu çok iyi bir şekilde doğru hamlelerle manupule
edip yönlendirmesi gerekiyor.
FG: Bu güçle başka neler yapılabilir?
SG:İlk önce bunu bir güç olarak görmemek gerekir.
FG:Bir çok insan için güç olarak kabul edilecektir.
SG: Evet, bir çok insan için güç
olarak kabul edilecek, zaten her zaman vurgulamaya
çalıştığım şeyde o bu bir bilinç durumu, bir
bilinç düzeyi- bir şeklide birlik bilincinin
bir köşesinden yakalayabildiğinizi düşünün .
En azından maddesel dünyada üç boyut yada dört
boyut algısında şöyle söyleyebiliriz; kendi
bedenimizin ve 4 boyutlu dünyada madde olarak
algıladığımız her şeyin aslında kendi zihnimiz
tarafından yaratılmış ve kendi zihnimiz tarafından
o halde tutulan maddesel yada enerjisel oluşumlar
olduğunu düşünün, bunun farkına varıp zihninizin
bunları yarattığını ve şekillendirdiğini bilip
bu yaratım ve şekillenmeleri değiştirebilirsiniz
desem ve bu sizin hayal gücünüzle sınırlı desem
aslında bu sorunun cevabı bir şekilde belki
içinde gizli. Aslında hayal gücümüzle sınırlı
bu güçle yapabilecekleriniz .Güç ama “güç” .
Hayal gücünüz ve Zihninizin, hayal gücünüze
verdiği izin meselesi
FG:Bu durumda yapılabilecekler
sonsuz
SG: Evet, Zihniniz izin verdiği
sürece.
FG: Mesela bir böbrek taşını uzaktan
beyin gücümüz ile krabilirmiyiz?
SG:Tabii ki. Dediğim gibi bir
tümörle böbrek taşının, aslında çok da doğru
bir örnek. Yaptığım demostrasyonlarda kadeh
kırmak , cam bardakları yada cam kırmak gibi
şeylerde gösteriyorum bazen. Bu da böbrek taşına
tabii ki rahatlıkla uyarlanabilecek bir şey.
FG:Bu bilgi ve birikimi paylaşıyormusun?
SG: Bu bilgi ve birikimi Türkiye’de
yeni yeni paylaşmaya başladım. Çünkü dediğim
gibi Türkiye’deki eğitim düzeyi insanların buna
yaklaşımı ve muhatap olmanız gereken bazı sektörler
sizi istemeyeceğiniz yerlere doğru yönlendirebilirler.
Uri Geller’in bundan 25 yıl önce dünyada yaşadıklarını
Türkiye’de böyle bir mikrokosmoz ortamında yaşamanız
çok doğal, hatta kaçınılmaz. O yüzden bunu nasıl
paylaşabilirim? Bunu ancak üniversitelerde öğretim
üyelerine kapalı konferanslarda, seminerlerde
özellikle felsefe ve psikoloji bölümlerine,
pattern bilgisiyle , insan zihniyle ilgili zihin-beden
bağlantılarıyla ilgili konuları anlatarak, bazen
bu bölümlerin öğrencilerine bazen de bu konularda
çalışmalar yapan şifa çalışmaları enerji yapan
gruplarla paylaşıyorum.
FG: Gelecekte insanlar neler yapabilecekler
senin bakış açına göre?
SG: Ne kadar süreli bir gelecek?
FG: On sene diyelim!
SG: en azından bir çok yer dolaşıp
bu çalışmayı anlatmak zorunda olmayacağımı biliyorum.
Yüz maymun hikayesi. Dünya güzel bir yerde olacak!
FG:bu güzel sohbeti hangi sözlerle
bitirmek istersin?
SG:Yani aslında sonuç olarak vurgulanabilecek
en önemli şey, yaptığım bu şeylerin bana özel
olmadığı, çalışan herkesin bir şekilde başarabileceği
ve başarabilmek için atılması gereken ilk adımın
bunları yapamayacağına dair olan zihinsel kalıpların
ortadan kalkmasıdır.
********
Serhat son olarak bize özel bir
sunum daha yaptı ve yine gümüş kaşıklar elimizde
büküldü, kırıldı. Ceren’in elindeki yüzüğün
hikayesini , nasıl kaybolup ne şekilde bulunduğunu
en ince ayrıntılarına kadar anlattı. Sohbet
içinde teorik olarak söylediklerini birebir
bir kez daha yaşadık. Vedalaşırken ise bir sürpriz
daha yaptı. Maddeye hükmetmek artık sadece metallerle
sınırlı değildi onun için; bir sonraki görüşmemizde
ayakları yanmadan ateşte nasıl yürüdüğünü, suyun
üstünde nasıl durduğunu ve havada boşlukta nasıl
kalabildiğini anlatacak. Zihinsel sınırlarımızı
aşıp kalıpları kırmada belki de her zaman bir
kaç adım önde olacak olan Serhat, olmayı seçtiği
yolda isteyenlere rehberlik yapacak. Paylaştığın
tüm bilgiler için çok teşekkür ederim.
Sevgi
ve Işıkla.. |